Umutluyum MERSİN…

Mersin’e ilk geldiğim yıllarda içimi huzur kaplar, başka türlü bir heyecan ve sevinç yaşardım.

Köprüler yoktu, otobanlar yoktu, olmaz olası AVM’ ler yoktu, ama tertemiz deniz, deniz kenarında kahveneler, pergola’lı yollar, kent merkezide plajlarımız vardı..

1950 den sonra iktidara gelen belediye yönetimler, büyük bir aç gözlülük ve acımasızlıkla tüm kentlerimiz gibi Mersinli’de,  harabeye çevirdiler ve bunun adını da “imar” koydular… “Yol yaptık, köprü yaptık, denizi doldurduk, marina yaptık” dediler. Oysa yaptıkları siyasi, sosyal, politik ve mali Rantını sömürmekti kentin…

Yaşadığımız Kentler hepimizin ortak yaşam alanlarıdır.

Belediye başkanları, kendilerine emanet ettiğimiz şehrimizi yönetmek, ortak ihtiyaçları karşılamak, dünden bugüne, bugünden yarına,  her türlü eksiği giderilmiş modern kentleri inşa etmekle yükümlüdürler.

Yükümlülükleri fazla ama kaynakları kıt olan belediyelerimizin, üretici belediyecilikten,  tüketici belediyeciliğe,  takım çalışmasından, ben bilirim anlayışına terk edilmesine hep birlikte seyirci olduk, yani hepimizin ortak malı kentlerimizi Arap dedik, Kürt dedik, Türk dedik, Yörük diyerek,  ilkel duygularla seçtiğimiz insanlara teslim ettik.

Her gelen belediye başkanı bir önceki başkanın yaptığı kaldırımları söktü, asfalt yaptı, yol yaptı, park yaptı. Kentimiz bilime bağlı yönetilemedi. Bir damla suda boğulan, trafik çevre ulaşım sorunları içinde çırpınan, meydanları, modern alt yapılı yolları, anıtsal yapıları olmayan kentin oluşmasına seyirci kaldık.

Biz gazeteciler de suçluyuz.

Verimli tarım alanlarımız betonlaşırken, sahillerimiz petrol tanklarıyla dolarken, derelerimiz denizimiz kirlenirken yeterince eleştiren, kamuoyunu bilinçlendiren, haber veren olamadık, olan arkadaşlarımızın cezalandırılmasına bir kulp takılarak işinden çıkarılmasına da bir anlam veremedik.

Bazen birbirimizi Kürt Türk, komünist, faşist, Fetöcü diye suçlayarak, çıkar gruplarının ekmeğine yağ sürdük.

Belediyeler imamı fetocu Erkan Karaaslan’ın tahliyesini bile suçsuzluğu anlaşıldı diye haber yapanlar oldu.

Evi kurşunlanan gazeteciye cemiyet sahip çıktı diye basın kartımızı yırtanlar

Bazen eleştiren gazeteciyi taşladık, el öptük, şantaj yaptık, basın toplantılarında kendimizi göstermek için komik sorular sorduk.

Bizi yönetenlerin yanlışlığını eleştirmek yerine trollere boyun eğenler, çıkara alet olanlar oldu.

Pazar sabahının ilk saatlerinde Mersinden Kazanlıya giderken keresteciler sitesinin önünde sel sularının çekilmesini beklerken düşündüm bunları,

Dünle bugün arasında hesaplaşıyordum…

yarınsız yaşayan belediyeleri, gününü gün edenleri, el öpüp k.. yalayanları kalemini satanları düşündüm.

Silkindim ve geleceğe baktım.. Hayat devam ediyordu…

Betona gömülmüş, her kayanın, her taşın, her karış toprağın, altında kalmış, yakın tarihin Mersin’ini, anlatmaya çalıştım sizlere…

***

Bozulan siluetin, yok edilen narenciye bahçelerinin. Küskün caddelerin, perişan edilen tarihi yapı ve kültürel dokumuz için;

Üzgünüm MERSİN.!

Gelecekten umutluyum MERSİN