Demokratikleşme yerelden (mi) başlar…

Yerel yönetimlerin demokratikleşmediği bir ülkede merkezi idare hangi adımları atarsa atsın gerçek anlamda demokratikleşmeden söz edilemez.

O nedenle son canlı örneğini birlikte yaşadığımız kimi Belediye Başkanlarının istifa ettirilmesi bu konuda kitaplar dolusu kelam etmekten çok daha çarpıcı pratik örnek olarak karşımızda duruyor.

‘Milli irade’ sözcüklerini ağızlarından düşürmeyen iktidar partisinin ve onun tek kararı verici liderinin, ‘seçimle gelmiş’ Belediye Başkanlarını üstelik hiç bir gerekçe göstermeden apar topar görevden alması, sandığa gidip oy vermiş seçmene nasıl bir duygu yaşatır, tahmin etmek zor değil.

Seçen ve seçilen arasındaki ilişkinin zaten sorunlu olduğu ve demokrasinin kırıntılarıyla avunduğumuz bir ülkede, şimdi de tüm iradenin tek kişiye bırakıldığı ve o tek adamın dilediği an “game ower’ dediği sistemle tanışma hatta alışma evresindeyiz.

Bugün ulaştığımız seviyeyi bir yana bırakıp, geçmişe baktığımızda da, yerelden genele sandığın önümüze geldiği her seçim boyutunda sorgulanması gereken bir göstermelik demokrasiye sahip olduğumuzu sanırım anımsatmaya gerek yok.

Örneğin Milletvekili seçtiğimizi sanıyoruz ama işin özünde Milletvekili değil, siyasi partiye oy veriyoruz. O siyasi partinin adaylarını nasıl belirlediğini de çocuklar bile görüyor.

Temsili demokrasinin anlamını yitirdiği, her alanda olduğu çeşitli sosyal medya mecralarının ön plana çıktığı, interaktif yöntemlerin hız kazanarak siyasette de vekilden çok artık asilin her an görüşlerini dile getirdiği bir dünyada biz 4-5 yılda bir kez sandığa giderek bize dayatılan listelere oy veriyoruz ve bunun da adını demokrasi olarak yutmamızı istiyorlar.

Oysa örneğin Milletvekili seçiminde bırakın dilediğiniz bir isme oy vermeyi, önünüze koyulan siyasi parti listelerinde yer alanlar arasında tercih yapma şansınız bile yok. Eğer listede oy vereceğiniz partinin lideri seçilmesini tercih ettiğiniz birini alt sıralara koymuşsa, “tamam ben senin partine oy veriyorum ama birinci sıradaki kişi yerine beşinci sıradakinin beni temsil etmesini tercih ederim” deme şansınız yok.

Genel seçimlerdeki durum böyle de, çöpünüzden suyunuza, yolunuzdan çocuklarınızın oyun alanlarına, gömüleceğiniz mezara varıncaya kadar kadar gündelik hayatınızın her alanına dokunan hatta bazı alanlarda belirleyen yerel yönetimlerde durum ne?

İster inanın ister inanmayın, Türkiye’ de geçmişe oranla çok daha adaletsiz, demokrasiyle uzaktan yakından ilgisiz ve her yıl biraz daha gerileyen bir anlayışla karşı karşıyayız.

Örneğin çok partili döneme geçtiğimiz 1950′ den 60′ a kadar Belediye Başkanlarını Meclislerin seçtiği bu nedenle o mecliste yer alan üyelerin hesap sorduğu, bazen Mersin’ de tanık olduğumuz gibi Başkanları koltuğa oturdukları ilk yılın sonunda bile görevden uzaklaştıracak adımları atabildiği (Müfide İlhan’ ın Belediye Başkanlığından Meclis üyelerinin yetersizlik oylarıyla görevden alınması  hakkında daha çok bilgi edinmek isteyenler https://abdullahayan.wordpress.com/2017/10/30/abdullah-ayan-arastirma-yazisi-mufide-ilhan-in-baskanlik-koltugundan-indirilme-oykusu/ ) linkinden yararlanabilir.

Özgürlük ve demokrasi sınırlarını genişleten 1961 anayasasında ne hikmetse ve yasal, anayasal hiç bir alt yapı hazırlığı yapılmadan Belediye Başkanlarının doğrudan halk tarafından seçildiği bir evreye geçildi.

Ve bu kez Meclislerin işlevini adım adım yitirdiği, koltuğa oturan Belediye Başkanını olağan üstü durumlar dışında kimsenin yerinden oynatamadığı, hesap verme ve şeffaflık ilkelerinin iğdiş edildiği süreçle tanıştık.

1984′ te İstanbul’ la başlayan, sonrasında sayıları 16’yı bulan ve son olarak 2014′ teki düzenlemeyle 30 ilde kurulan ve geçmişteki kent belediyeciliğinin bu kez tüm il sınırlarını kapsayacak biçimde Bütünşehir Belediyeciliğinin kendine özgü merkezci dönemi…

Tüm bunlar olurken en azından halkın temsilcisi olarak Meclis üyelerini özgürce seçme şansımız oldu mu?

Bırakın öylesi bir olanağı, temsilde adaleti bile mum ışığında aradığımız bir acayip ve Türkiye dışında dünyada kolay kolay benzeri olmayan bir sistem dayatıldı yerelde de…

Örneğin bağımsız adayların ve küçük partilerden adayların seçilmesinin önünü daha baştan kesen ‘onda birlik baraj’ yöntemi…

Bize özgü ‘buluşun’ çoğumuz farkında bile değiliz ama yasa mucitlerinin 1984 yerel seçimleriyle başlayan yeni dönemde geliştirdiği! ve o günden sonra 33 yıldır terk edilmeyen yöntem şöyle işliyor:

Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli toplam oyların onda birine tekabül eden sayı seçime katılan tüm partilerin aldıkları oylardan ayrı ayrı çıkarılıyor. Geriye kalan oylar d’Hondt olarak adlandırılan ve genel seçimlerde de kullandığımız “nispi temsil sistemine” göre bire, ikiye, üçe vs. bölünerek en yüksek sayıdan aşağıya doğru sıralanıp meclis üyelikleri bu sıralamaya göre belirleniyor.

Sistem uygulamada o çok eleştirdiğimiz Milletvekili seçimlerindeki %10′ luk barajlı uygulamadan da adaletsiz. O kadar ki yer yer kimi belediye seçimlerinde %15 oy alan bir partinin meclis üyeliği seçiminde onda birlik baraja takılması nedeniyle temsilci çıkaramadığına tanık oluyoruz. (2014 yerel seçimlerinde İstanbul Esenyurt’ ta %10,23 oranıyla 34.971 oy alan HDP adayı ‘onda birlik’ baraja takıldığı için meclise giremiyor, %45,92 oranında oy alan AK Parti ise %65’lik orana ulaşıp, 45 kişilik mecliste 29 üye ile temsil ediliyor. 35 bin oy alan HDP ve  23 bin oy alan MHP baraja takılıyor.

Kısaca sistem bağımsız veya küçük bir partinin görüşlerinin temsil edilmesini bırakın teşvik etmeyi aksine cezalandırıp, büyük partiye daha çok üye çıkarma imkanı veriyor.

Adaletsizlik ve birinci partiyi belediye meclislerinde daha güçlü kılma mekanizmaları ‘onda birlik’ sihirbazlığıyla da sınırlı değil.

Bir de kontenjan üyeliği meselesi var.

Belediye Meclis üyelikleri belirlenirken, birinci çıkan parti, Meclisteki üye sayısıyla orantılı olarak 1 ila 5 arasında değişen sayıda kontenjan üye çıkarabiliyor. (Meclis üye sayısı 9-15 arası ise 1, 55 ise 5 kontenjan adayı meclis üyesi olabiliyor)

Oluşan böylesi Meclislerden ne yerel demokrasi çıkar ne de en büyük partiye bonuslar sunan bu tabloyla o Meclise giren temsilciler halk adına hesap sorabilir.

Meclislerin durumu böyle de, günümüz yerel demokrasilerinin tartışılmaz öncelikleri olan hesap verebilirlik ve şeffaflık alanlarında Belediyelerde genel durum ne derseniz, onu da başka bir yazıda ele alalım…